Kütüphaneye kış geldi!

cropped-img_30671.jpg

Leo Tolstoy’u üzerinize çekin, bir Bronte Kardeşler demleyin, ocağa iki Jack London atın, pikaba Andersen’i koyun. Kış geldi ve erzağınız kitaplar olsun.

Gizli köşeler çocukluğumdan beri bana haz veriyor. Reçel kavanozlarının sıram sıram dizildiği kilerler, el feneriyle aydınlanan tavan araları, naftalin kokan dolaplar, bir ağacın gölgesine kurulmuş çadırlar, kütüphane raflarının ardında kalmış küçük pencere oyukları… Kışın okunan kitaplar da gizli yerlere benziyor. Onlar içine gömülüp dışarıdaki dünyanın soğukluğunu unutabileceğiniz sıcak sığınaklar.

Tam da bu yüzden kışın okunan kitaplar bende, dünyanın sonu yaklaştığında erzak depolamaya benzeyen bir his yaratıyor. Hava soğumaya başladı mı, kitabevine gidip yemek alışverişi yapar gibi kitap alıyorum kendime. Kış biraz da o demek değil mi? En kalınından bir Tolstoy beni tüm kış boyunca sıcak tutuyor. Her sabah kahvaltıda bir demlik Bronte Kardeşler içiyorum. Ocağa iki Jack London atıyorum ve antika bir tepside küçük Kafka’lar ikram ediyorum misafirlere. Pikapta Bin Bir Gece Masalları çalıyor. Kış benim için bu demek çünkü. Hayvanlar nasıl kış uykusuna yatıyorsa, benim de soğuk havalarda içine gömüleceğim kitaplara ihtiyacım var.

Kış kitapları hakkında yazmak için hafızamı zorlarken aklıma bir isimden çok bir duygu geliyor. İster kanepede battaniyeye sarılıp okunan kalın ciltli bir roman olsun, ister camları buğulanmış bir vapurda, neden bilmiyorum kışın okunan kitaplar hep en kalıcıları oluyorlar ve bana hep kendimi bir çocuk kitabı karakteriyle altmış yaşında huysuz bir haminne arasında bir şey gibi hissettiriyorlar. Belki de bunun kış ritüelleriyle bir alakası vardır. Kitaba eşlik eden bir demlik çayla, fırından yeni çıkmış tarçınlı kurabiyelerle, kucağınıza oturup sizi ısıtan köpekle, kalın paltolar, yünlü çoraplarla… Kitaplar tüm benliğimizle içine sığınmak için en cezbedici yerler. Dünya kendini uzun gecelerin karanlığına, soğuğa, fırtınaya ve kara teslim ederken rahatlığı ve güveni bir battaniye gibi içine gömüldüğümüz kitaplarda bulabilirsiniz.

Kış masallarının dili

“Karanlık ve fırtınalı bir geceydi,” diye başlar çoğu romanlar. Günümüze dek en çok kullanılan başlangıç cümlelerinden biri bu. Neden diye düşündüğümde kışın kendine özgü bir dili olduğunu hissediyorum. Büyülü bir dil bu ve yaşamla ölüm arasında o en ince frekansta konuşuyor. Çocuk diline benziyor. Dağlardan esen soğuk rüzgarda, mum ışıklarının sarı ışığında, buharlanan camlarda, ocağın önünde mışıl mışıl uyuyan kedide bir imgeye bürünüyor. Tam da bu yüzden kış kitapları masallarla başlıyor.

Kış, masalların dilinden konuşur ve muhtemelen bu dili en iyi kullanan Alman ve İskandinav masallarıdır. Hans Christian Andersen ve Grimm Kardeşler’in karanlık ormanlarda, buz tutmuş göllerde geçen, soğuk rüzgarların uğultusunu duyabileceğiniz kitaplarıdır bunlar. Masallar tıpkı kışın karla örtülen yollar gibi insanın hayal gücünü haritalarda olmayan, kaybolmuş bir dünyaya doğru sürükler. Masal kelimeleri eskinin unutulmuş büyülü cümleleri gibi insanın ruhuna dokunur. Andersen’in en soğuk en kışlık romanı Karlar Kraliçesi’dir. Küçük Gerda, Karlar Kraliçesi tarafından kaçırılan arkadaşı Kai’yi bulmak için kuzeye doğru uzun bir yolculuğa çıkar ve bir ren geyiğinin üzerinde Laponya’ya varır. Burada Eskimo kulübesinde yaşayan Lapon bir kadınla ve Finli bir kadınla tanışır. Sonuncusu kıza arkadaşını kalbine batan büyülü camdan kurtarmanın tek yolunun Gerda’nın sevgi dolu, masum yüreği olduğunu söylerler. Haklıdır da. Küçük kız dünyanın en soğuk topraklarını çıplak ayaklarıyla aşmıştır. Bütün hayvanlar ona yardımcı olmuştur. Dünyada küçük bir kızın saf ve sevgi dolu yüreğinden daha güçlü bir şey olamaz. Tıpkı masallar gibi. Eskiden insanlar kara kışların üzerinden bir odada yanan ateşin başında toplanıp birbirlerine masallar anlatarak gelirlermiş. İnsanlığın çocukluk dönemiymiş o zamanlar.

Gelmiş geçmiş en güzel kış masalları arasında C.S.Lewis’in İkinci dünya Savaşı’nın ertesinde yazdığı Narnia Günlükleri’nin ilk kitabı ‘Aslan, Dolap ve Cadı’ sayılabilir. Çocukların bir dolaptan geçerek girdikleri büyülü ülke Narnia’da bir lanet hakimdir. Ülke, cadı tarafından sonsuz bir kışa mahkum edilmiştir. Karların içinde yanan ve Narnia’nın girişini simgeleyen sokak lambası kitabın en büyülü sahnelerinden biridir.

Günümüzde kış masallarının geleneğini sürdüren yazarlar yok değil. Mesela Philip Pullman bunlardan biri. Karanlık Cevher Serisi, bizimkiyle aynı ama bir o kadar da farklı bir dünyada Oxford üniversitesinde yaşayan küçük Lyra’nın hikayesini anlatıyor. Çocuklar kadar büyüklere de hitap eden kitapta bütün insanların onlara eşlik eden bir hayvan ruhu var. Beyaz ayı krallıkları, nehir teknelerinde yaşayan çingeneler, kuzeyin cadı klanları ve öteki dünyaya açılan kuzey ışıklarıyla dolu bu seri, kışa dair çok zengin imgeler sunuyor.

Kim korkar hain kurttan?

Çocuk masallarından yetişkin kitaplarına geçişte mutlaka bir suç işlenir. İskandinav cinayet romanları kışın okunacak kitaplar arasında masallardan sonra gelir, çünkü uzun karanlık geceler ve kasvetli atmosferler kış kitaplarının aranan özellikleridir. Göz alabildiğine uzanan yosunlu kırlıklar, kadim taşlar, karanlık kumsallar işlenen suçun karanlık karakterini yansıtırlar. Eski inanışlar ve hayaletler cinayetin işlenme şekline bürünüp yeniden hortlarlar. Hain kurt gene ormanda dolaşmaktadır. Kırmızı Başlıklı Kız yeniden ölür. Fakat bu sefer masalın arkasında daha gerçekçi sosyal bir yapı vardır. Masallardaki o karanlık orman cinayet romanlarında göçmenler, kadın düşmanlığı, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve sınıf farklarından meydana gelmektedir.

Son dönemde adı en çok parlayan İskandinav suç romanı Ejderha Dövmeli Kız olsa gerek. Pippi Uzunçorap’ın karanlık versiyonu olan kitap İsveç’te 36 yıl önce işlenmiş bir cinayeti çözmesi için tutulan Mikael Blomkvist’in yaşadıklarını anlatıyor. Fakat Stieg Larsson’ın yazdığı kitabın en masalsı karakteri gotik bilgisayar korsanı ve Blomkvist’in beklenmedik yardımcısı Lisbeth Salander. İskandinav polisiyesi dendiğinde Larsson’ı, Norveç’li Karin Fossum ve Jo Nesbo takip ediyor. Tabii Peter Hoeg’in Smilla ve Karlar’ını saymadan olmaz.

Soğuğun çağrısı

Korkuların en derininde yalnızlık yatıyor ve kışın, daimi soğuk, kar ve sisin içinde kimsesizlik duygusu daha da artıyor. Tam da bu dönemde kafaya battaniyeyi çekip çivi çiviyi söker misali sert kış kitapları okuyabilir, böylece hayatın en karanlık ve tehlikeli bölgelerinden birine giriş yapabilirsiniz. Daha acımasız, bağımlılık yapan ve okuduktan sonra unutamayacağınız kış kitaplarına geldi sıra; kışın sadece ruhunun değil, kendisinin de bir kitabın ana kahramanı olabildiğini gösteren bıçak sırtındaki hikayelere… Haruki Murakami’nin İmkansızın Şarkısı adlı romanı bunun en iyi örneklerinden. Toru Watanabe, aşık olduğu ruhu zarar görmüş güzel Naoko’nun peşinden kızın kaldığı akıl hastanesinin çevresindeki karlı ormanlara sürüklenişi ‘İmkansızın Şarkısı’nı belki de bir kış okuyabileceğiniz en lirik ama en ölümcül kitaplardan biri yapıyor. Soğuk ve karanlık kış kitapta ölümü ve ıstırabı temsil ediyor. “Yalnızca ölüler on yedi yaşında kalır,” belki de kitabın en can alıcı cümlelerinden. Kitabı okurken önünüzde uzanan karların içinde, bir patika açıldığını hissediyorsunuz ama patikanın götürdüğü yere gidip gitmemek size kalmış.

Bu sene yeniden basılan Anna Kavan’ın Buz’u gene ölüm temasını işleyen kış kitaplarından. Fakat bu sefer durum biraz farklı. Tek bir kişinin değil, tüm dünyanın ölümü söz konusu. Bir buz duvarı yeryüzünü kaplıyor ve bir adam adını bilmediği Venedik kristalleri kadar kırılgan beyaz saçlı bir kızın peşinden dünyanın öteki ucuna sürükleniyor. Dünya bembeyaz bir yere dönüşmüş, buzlar şehirleri kaplamış, yol işaretleri görünmez olmuş. Kitapta karakterler gibi, ülkelerin, şehirlerin ve yerlerin de isimleri yok. Dünya beyaz olduğu kadar muğlak bir yer de. Savaşlarla yıkılmış, buzun yaklaşmasıyla sona eren bir dünyada paranoyak bir adamın halüsinasyonlarıyla başlayıp biten Buz içinde kaybolup gidebileceğiniz rüyayı andıran bir anti-ütopya. Kitap aynı zamanda yazarı Anna Kavan’ın eroin bağımlılığına da ayna tutuyor. Beyaz karların ve kahramanın peşinden dünyanın sonuna sürüklendiği beyaz saçlı kızın eroinle olan benzerliği alelade bir tesadüf olamaz.

Karın yarattığı yalnızlık duygusu ve tüm seslerin yitip gittiği o an, Ursula K. Leguin’in Karanlığın Sol Eli adlı kitabının ana konusu. En büyük bilim kurgu ödüllerini toplayan Karanlığın Sol Eli, Kış gezegeninde geçiyor. Burada doğanlar çift cinsiyetliler ve gün geliyor kral bile hamile kalabiliyor. Kitabın en can alıcı sahnelerini, gezegene yeni gelen Genly Ai ve oralı Estraven’in yanlarında bir kızak ve çadırla buzlarla kaplı boş arazilerde yaptıkları yolculuk oluşturuyor. Orada, sonsuz buzların ortasında gözleri kör oluyor, tüm yol işaretleri kayboluyor ve ikisi büyük karanlığın, soğuğun ve ölümcül bir yalnızlığın içinde aralarındaki tüm farkların eriyip kaybolmasına şahit oluyorlar. Kitap bugüne kadar okuyabileceğiniz en dondurucu cümleleri içeriyor.

Kafka’nın Şato’sunu da bu bölümde sayabiliriz. Şato’nun hakim olduğu karın ve sisin içindeki kasaba öyle yabanıl ve soğuk bir yer ki, okurken bile hayatta kalmak için soğukla mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. Kitapta soğuk hava, karanlık bir gölge gibi tüm hücrelerinize işliyor ve sanki içinizdeki tüm kanı emiyor.

cropped-img_30671.jpgKışlıkları çıkarma vakti

Kış demek geleneklerdir. Tarçınlı salep, ekoseli battaniye, sıcak kurabiyedir. Etrafını geleneklerle kuşatan bir insan kendini zor kitaplarla başa çıkmaya adayabilir. Mesela bir yazarın tüm kitaplarını okumaya veya tuğla kadar ağır kitapları bitirmeye. Tuğla kadar dendiğinde ilk akla gelen Leo Tolstoy’un büyük bir kış senfonisini andıran Anna Karenina’sı oluyor. Onu Dostoyevsky’nin Karamazov Kardeşler’i takip ediyor. Jack London’un Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı dahil olmak üzere hemen hemen tüm kitapları kışlık diyarlarda geçiyor. Emily Bronte’nin Uğultulu Tepeler’i ve Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’i kış mevsimini bir mimari eser gibi taş taş üstüne koyarak gözümüzün önünde inşa ediyor ve bizi o soğuk ve boğucu kasvetli şatonun içine davet ediyorlar. Böyle bir davete karşı koymak zor. Fakat kışın okurken içine girdiğiniz kitaplara dikkat edin. Çünkü ister masal olsun, ister dünyanın tüm gerçeklerini gözünüzün önüne seren bir cinayet romanı, kışın kendisi gibi kış kitapları da tehlikeli yerlerdir. O kış okuduğunuz kitaplar sizi hayatınızın sonuna kadar değiştirebilir.

Categories Uncategorized

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close